Anasayfa Ekonomi 1929 Dünya Ekonomik Krizi Nedenleri ve Büyük Buhran’ın Etkileri

1929 Dünya Ekonomik Krizi Nedenleri ve Büyük Buhran’ın Etkileri

ABD’de New York Menkul Kıymetler Borsasındaki çöküşün beraberinde getirdiği Büyük Buhran dünya tarihinin en kötü ekonomik olayıydı. Bu büyük ekonomik krize tam olarak ne sebep oldu ve dünyayı nasıl etkiledi?

1929 Dünya Ekonomik Krizi olarak da bilinen 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, dünya ekonomisinde yarattığı büyük etki itibarıyla en ağır kriz olarak kabul edilir. ABD’de New York Menkul Kıymetler Borsasındaki hisse senedi fiyatlarının sert bir şekilde düşmesiyle başlayan ve kısa sürede ivmelenen kriz, hızla Avrupa’ya ve dünyanın diğer sanayileşmiş bölgelerine yayıldı.

1929 Dünya Ekonomik Krizi her ne kadar New York Menkul Kıymetler Borsasındaki hisse senedi fiyatlarının sert bir şekilde düşmesiyle başlamış olsa da Wall Street Çöküşü olarak bilinen bu gelişme krizin vuku bulmasındaki tek sebep olmadı. İşte 1929 Dünya Ekonomik Krizine sebep olan gelişmeler, bunalım dünya ülkeleri ve Türkiye’ye etkileri.

1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin Nedenleri

I. Dünya Savaşı’nın ardından dünyada lider konuma yükselen ABD aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomisi durumuna geldi. Dünya sanayi üretiminin %42’sini gerçekleştiriyordu. Özellikle otomotiv üretiminde ve elektrik sanayisinde yapılan yatırımlarda artış yaşanması, ekonominin itici gücünü oluşturdu.

1920’li yılların ABD’sinde üretim ve istihdamda yükselmeler devam etti. Ücretler düşmese de fiyatlar sabit kaldı. Hatta öyle ki insanların eskisine göre kendilerini daha zengin hissettiği bu yıllar ABD’de Kükreyen Yirmiler olarak anıldı. Çünkü artık herkesin daha fazla parası vardı ve artık herkes çok daha fazlasını satın alabilirdi. Üreticilerde daha fazlasını üretebilirdi.

Öte yandan, ABD’de Kükreyen Yirmiler döneminin oluşmasında Taylorculuk olarak bilinen üretim yönteminin de oldukça büyük bir etkisi vardı. Zira Amerikalı ekonomist ve mühendis Frederick Winslow Taylor tarafından 1880’lerde geliştirilen bu üretim yöntemi sayesinde verimlilik, üretim ve haliyle de kârlar olağanüstü artış kaydetmişti.

Her şey yolunda gitmeye devam ederken ülkede reklam ve basın, Amerikan yaşam tarzı olarak sunulan tüketimi daha da körükledi. Ancak ülkede, çalışanların ücretlerinde düşüşlerin yaşanmasıyla tüketim azaldı. Bu durumu aşmak için bankalar, konut ve otomobil kredisi başta olmak üzere büyük miktarda krediler verdi.

I. Dünya Savaşı’nın getirdiği zorluklar karşısında ABD’de küçük şirketler birleşmek zorunda kaldı. Savaş sonrasında tekeller oluştu. 1929’a gelindiğinde Amerikan ekonomisinin %50’si üzerinde söz sahibi olan holding sayısı 200’dü. Yalnızca bu tabloya bakarak tek bir holdingin iflasının dahi ekonomiyi olumsuz etkileyebileceğini ön görememek mümkün değildi.

Bankaların kötü yapılanmış olması ve sermaye esasları ile kredi oranlarını düzenleyen yasaların olmaması sebebiyle yatırımcılar hisse senedini aldığı firma hakkında herhangi bir bilgiye sahip bile değildi. Bol ve denetimsiz dağıtılan krediler bir süre sonra geri ödenmedi. Üstelik ülke dışına verilen krediler de geri alınamadı. Bütün bunlara o dönemin ABD Başkanı Herbert C. Hoover’ın yönetiminin ekonomi alanındaki tecrübesizliği de eklendi, krize müdahale gecikti.

Diğer yandan 1929’da ABD’nin ithalatını sınırlandırması dünyada stok artışlarına neden oldu. Artan stokları, doğal olarak fiyat düşüşleri izledi. Bu yıllarda Wall Street’in spekülasyon piyasası reel ekonomideki krizle birleşince 1929 Dünya Ekonomik Krizi resmen başladı. Hisse senetlerinin fiyatları ile reel ekonomik faaliyetlerin paralel gitmemesi ve farkın giderek artması 1929’da finansal ve reel ekonomilerin çökmesine neden oldu.

Kara Perşembe ve 1929 Dünya Ekonomik Krizinin Etkileri

1929 Dünya Ekonomik Krizi yüzlerce şirketin iflas etmesine ve 50 milyon insanın da işsiz kalmasına neden oldu. Bu krizin etkileri yıllarca sürdü.

ABD, 1920’li yıllarda hızlı bir ekonomik gelişme gösterdi. Yeni arabalar sokaklara dökülüyor ve dalga dalga yayılan yeni bankalar tarafından finanse edilen evler, eskiden boş olan arazileri dolduruyordu. Hisse senedi fiyatları hızla artıyordu. Ancak 1920’li yıllarda ABD’de ekonomik balon oluşturan bu büyüme sanal bir büyümeydi.

Üretim miktarında ciddi bir artış olmamasına rağmen talep miktarındaki artış fiyatları yükseltmekteydi. 1929 itibarıyla çelik ve araba fabrikalarının üretimi eskisi kadar yoğun değildi. Müteahhitler; marangozları, duvar ustalarını ve elektrikçileri işten çıkarmaya başlamıştı.

Hisse senetlerinin kâr amacıyla gerçek değerinin üstünde alınıp satılmasına dayalı aşırı spekülasyon sonucunda ekonominin gerçek yapısıyla bağını kaybetmiş olan New York Menkul Kıymetler Borsası, nihayetinde Kara Perşembe olarak anılan 24 Ekim 1929 günü iflas etti. Hemen hemen herkes elindeki hisse senetlerini satmak istedi. Panik haberi yayıldıkça hisse senedi sahipleri değerlerin kaydedildiği çizelgeyi görmek için Wall Street’e akın etti. Borsadaki bu panik, diğer piyasalara da sıçradı. Pamuk, bakır ve diğer ham madde fiyatları düşüşe geçti.

Hisse senedi fiyatları düştükçe gayrimenkul fiyatları da onu takip etti. Hemen hemen her ülkede, belli başlı malların fiyatları hızla düştü. Sadece ABD’de dokuz bin küçük banka kapandı, tüketim ve yatırımlarda büyük düşüşler yaşandı.

Durumdan tarım sektörü de doğrudan etkilendi. Tarım ürünlerindeki fiyat düşüşlerini engelleme düşüncesi, açlığın egemen olduğu ülkede tonlarca ürünün imha edilmesine yol açtı. Borsadaki hisseler 1925’e göre dörtte üç oranında değer kaybetti. Bu kayıp 74 milyar doları buldu. Yüzlerce şirket iflas etti, 50 milyon insan işsiz kaldı. Dünyada toplam üretim %42 oranında düştü ve dünya ticaret hacmi %65 oranında azaldı.

1930’da dünya nüfusunun yarısı doğrudan ya da dolaylı olarak ticaretle geçiniyordu. Buhranla birlikte ticaretin sekteye uğraması, insanların işlerini tehlikeye attı ve yaşam standartlarını düşürdü. İnsanlar gerekli görmedikleri malları satın almaktan vazgeçti.

Yeni arabalar artık kolay kolay müşteri bulamıyordu. Detroit ile Tulin’deki araba fabrikaları daha az çelik ve lastik satın almaya başladı. Bunun sonucunda, onların tedarikçileri işçi çıkarma yoluna gitti. İşçilerin aileleri yeni elbise satın alamayınca binlerce kilometre uzaklıktaki şehirlerde ve çiftliklerde üretilen pamuk, yün ve deriye olan talep de azaldı. Tatil zamanı geldiğinde Güney Afrika, Japonya ve İsviçre’deki dağlarda bulunan tesislerin yarısı boş kaldı.

1929 Dünya Ekonomik Krizi’nden en çok etkilenen ülke olan ABD’deki çöküş uzun süreli oldu. ABD ekonomisi için 1933 yılı krizin dip noktası oldu. Sonraki yıllarda toparlanmaya başlayan ABD ekonomisi, buhran öncesi seviyeye ancak 1940’ta ulaşabildi.

New Deal ve Kliring Uygulaması

ABD’de 1932’de yapılan seçimle başkan koltuğuna oturan Franklin D. Roosevelt, New Deal isimli ekonomi politikasını başlattı.

Amerikan halkı yaşanan buhrandan Başkan Hoover yönetimini sorumlu tuttu. Başkan Hoover, ekonominin kendi hâline bırakılması gerektiğine ve bu sürecin geçici olduğuna inanıyordu. Krize zamanında müdahale edilmemesi fiyatlarda hızlı düşüşe ve ticarette daralmalara neden oldu. ABD’de 1932’de yapılan seçimle Franklin D. Roosevelt başkan oldu. İnsanların satın alma güçlerinin düşmesi ve talebin yetersiz olması nedeniyle Roosevelt, Yeni Anlaşma olarak da bilinen New Deal ekonomik politikaları hayata geçirdi.

1930’lu yıllar dış ticarette korumacılığın arttığı ve gümrük tarifesi, kota, takas ve kliring gibi ticareti kısıtlayıcı önlemlerin alındığı yıllar oldu. Klasik iktisatçıların ekonomik anlamda etkisini kaybetmesi, siyasi alanda kapitalizmin çöktüğü düşüncesini yerleştirerek faşizmin güç kazanmasına neden oldu.

Kliring, ülkeler arasındaki ödemelerin malla yapılmasını öngören ticaret anlaşmalarının bir türüdür. Kliringde anlaşmalı ülkeler arasında ithalat ve ihracat işlemleri döviz kullanılmadan mahsup ve takas yoluyla ve kliring kurumları aracılığıyla gerçekleştirilir.

Buhran, dünyada ekonomik sonuçlarının yanı sıra sanayileşmiş ülkeler başta olmak üzere siyasi gelişmelere de neden oldu. Siyasi değişimler sonucunda birçok ülkede savaş yanlısı ve fiilen saldırgan partiler zafer kazandı. Seçimleri savaş yanlısı partilerin kazanması Avrupa başta olmak üzere tüm dünyada hızlı bir silahlanma yarışını ortaya çıkardı. Bu durum II. Dünya Savaşı’nın kapılarını açtı.

1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin Türkiye’ye Etkileri

Tarım üreticilerinin yoksullaşması, tüketici alım gücünün düşmesi ve ülkenin devletçi ekonomi modeline geçmesi 1929 Ekonomik Krizi’nin Türkiye’ye etkileri arasında gösterilebilir.

Ekonomik krizle birlikte ilk etapta Türkiye’de, ham madde ve tarım ürünleri fiyatlarında düşüş yaşandı. Özellikle tarım ürünleri ihraç eden Türkiye’de döviz gelirleri azaldı. Dolayısıyla tarım üreticileri yoksullaşma sürecine girdi.

1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın etkisiyle tüm dünya ile eş zamanlı olarak Türkiye’de de 1933’ten itibaren devletçi politikalar ağırlık kazandı. Bu dönemde devletin ekonomiye müdahaleleri arttı ve tarımdan sanayiye doğru bir yönelme başladı. Bu politikanın somut karşılığı, I. Beş Yıllık Sanayi Planı oldu. Bu plan ile ham maddeleri Türkiye’den sağlanabilecek sanayinin kurulmasına yönelik uygulamalar ortaya kondu.

1929’da dünya genelinde yaşanmış olan ekonomik bunalım, Türkiye’de özellikle ödemeler dengesinde açıklar ve parasal kriz olarak ortaya çıktı. Krizin etkisini azaltmak için 1929’da kurulan Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyeti halkı tasarruflu olmaya ve yerli malı kullanmaya teşvik etti.

Ekonomik kriz sonrası dönemde para piyasasını belirleyebilmek için 1930’da Merkez Bankası kuruldu. Türk Parasını Koruma Kanunu TBMM’de kabul edildi. 1931’de ithalata kota konulması ve ihracatın denetlenmesi hakkında çıkan kanunla korumacılığın ilk adımları atıldı. 1931’den itibaren ithalattaki kota uygulamalarının yanında takas ve kliringe de başvuruldu.

Dış ticaret büyük ölçüde ikili anlaşmalarla ve kliring sistemi ile yürütüldü. İhracat karşılığı ithalat yaklaşımı geçerli oldu ve bu alandaki düzenlemeler 1934’te kurulan Dış Ticaret Ofisi aracılığıyla yürütüldü. 1936’dan sonra dış ticaret bütçeleri hazırlanması yoluna gidildi.


Görüşlerinizi Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here