Geçmişten Günümüze Kapitalizmin Tarihi

Kapitalizmin yükselişi ve düşüşünün kısa bir tarihi.

Günümüzde genel olarak dünyadaki her ekonominin kapitalist çizgide organize edildiğini netlikle söyleyebiliriz. Bununla beraber kapitalizme hemen hemen her yerde hayal kırıklığı ve şüphe ile bakılıyor.

İlginçtir ki, kapitalizme yöneltilen eleştirilerin hiçbiri yeni de değil. Zira bu eleştiriler kapitalizmin yakasını kapitalizmin doğuşundan beri bırakmadı. Şimdi zamanda geri dönüp kapitalizmin tarihler boyunca nasıl gelişim gösterdiğini ve kötü şöhreti nasıl kazandığını anlamaya çalışalım.

(Henüz okumadıysanız her şeyin yerli yerine oturması için ilk önce kapitalizm nedir yazısını okumanızı tavsiye ederiz.)

1304 – Padova, İtalya

İtalya’nın kuzeydoğu kesiminde, Venedik yakınlarındaki Padova’da bir kilisenin duvarına ressam Giotto di Bondone 1304’te bir fresk çizmiştir. İsa ve tefecilerin beraber yer aldığı bu fresk, o döneme kadar Batı’da iyi oturmuş ve kabul görmüş bir düşünceyi tekrar ifade ediyordu: İyi bir manevi hayat, para ve zenginlik peşinde koşmak ezeli düşmanlardır.

Hristiyan inancında paranın ahlaksızlığı üzerine ileri sürülen bu görüşler çok etkili olmuştur ve bu görüşler kapitalizmin yüzyıllar boyu gelişimini sekteye uğratmıştır.

1494 – Venedik, İtalya

Bir Fransisken keşiş olan Luca Pacioli, muhasebe üzerine ilk kitabını 1494’te yayınladı. Summa de arithmetica isimli bu kitap, modern fabrikaların ve anonim şirketin ortaya çıkışına kadarki en önemli kapitalist icat oldu. Kitapta Pacioli çift taraflı kayıt yöntemini tanıtmış, bu yöntem zamanla tüm şirketlerde standart pratik haline gelmiştir.

Pacioli’nin bu kitabında para ile uğraşmanın imana bağlı olmadığı önerilir. Pacioli kitabında paranın ilahi bir ceza ya da bir ödül olmayıp sabır, akıl yürütme ve sıkı çalışma ile öğrenilebilecek bir bilim dalı olduğu söylemiştir.

1555 – Cenevre, İsviçre

Protestan teolog Jean Calvin verdiği etkili vaazlarında İsviçreli cemaate Protestan erdemleri olarak kabul görecek ve kapitalizmin faydalı nitelikleri haline gelecek sabır, dürüstlük, sıkı çalışma, görev bilinci ve özveri gibi şeylerin önemini anlatmıştır.

Calvin ve onunla aynı görüşe sahip olan vaizler insanların kendilerini parayla şımartmamaları gerektiğini söylemişlerdir. “Artırdığınızı doğrudan işinize yatırım olarak döndürmelisiniz” diyen Calvin, işte başarılı olmanın Tanrı katında aristokratlıktan, savaşçılıktan ve hatta keşişlikten daha itibarlı olduğunu eklemiştir.

16. yüzyılda Avrupa’da gelişen reform hareketinin en önemli isimlerinden biri olan din reformcusu Jean Calvin’in bu dünya görüşü kapitalizmin gelişimini hızlandırmaya başlamıştır.

1581 – Delft, Birleşik Hollanda Cumhuriyeti

1581’de Kutsal Roma İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını yeni kazanan Birleşik Hollanda Cumhuriyeti, açıkça Dünya’nın ilk kapitalist ulusu olmuştur. O tarihlerde tembel aristokratlar aşağılanıp çalışırken tüccarlar saygı görmeye başlamış, kiliselerde, çok çalışma ve tasarruf üzerine Protestan vaazları duyulmaya başlamıştır.

Sanatta krallar ve kraliçelerin demode olmaya başladığı bu dönemde, ressam Johannes Vermeer “Küçük Sokak” isimli tablosunu henüz bitirmiştir. Tabloda ressam sessiz sakin kendi evinde yaşamanın ve bir işle uğraşmanın savaştan veya manastır hayatından daha çekici olduğunu öne sürmüştür.

1776 – Londra, İngiltere

Cadell & Davies yayınevi 1776’da yayımladığı bir kitapla büyük bir başarı elde etti. Bu kitap İskoç filozof Adam Smith tarafından yazılan Ulusların Zenginliği idi. Kitap, kapitalist ekonomilerin büyümesini açıklayarak varlık yaratımının üzerindeki gizemi kaldırmıştır.

Smith yazdığı bu kitapta birkaç önemli sonuca ulaşmıştır:

  • Kölelik, son derece verimsizdir.
  • Şiddet, çalışan için paradan daha güçsüz bir teşviktir ve kölelerin satın alınması ve idamesi işçi ücretlerini çok aşar.
  • Kapitalistler, çalışanlarına insancıl ve yasal muamele ederek çok daha fazla para kazanırlar.

Ulusların Zenginliği’nde Smith, ekonomilerin özelleşme yoluyla büyüdüğünü söyler. Smith, iğne üretimi sanayisinden örnek verir ve şu sonuca varır: bir işçi günde 20 iğne yapabilirken iyi organize olan bir işçi ekibi Smith’in adlandırdığı şekliyle iş bölümü sayesinde 200 değil 48.000 iğne yapabilir.

Smith ayrıca görünmez bir elin kapitalizmi yönlendirdiğini ifade eder. Ona göre bireylerin kendi karlarını maksimize etmeleri bir yan etki olarak insanların ihtiyacı olan malların sağlanmasıyla tüm topluma katkı sağlar. Smith’in ifade ettiği şekilde: “Yemeğimizi kasabın, biracının yardımseverliğinden dolayı değil, onların kendi çıkarlarını gözetmeleri nedeniyle elde ederiz.”

İşte bu fikirler bir zamanlar kapitalizmi saran ahlaki şüpheyi de ortadan kaldırmaya başlamıştır. Fakat iş henüz burada bitmiyor…

1854 – Londra, İngiltere

1850’li yıllarda İngiliz ekonomisi pamuk, gemi inşa, demir-çelik ve kömür endüstrileri sayesinde dünyanın en büyüğü haline gelmiş; dev şehirler, Orta ve Kuzey İngiltere’nin kırlarını yemiş bitirmiştir… Tüccarlar ve yeni zengin kapitalist sınıf halinden memnundur, ama aynı zamanda birçok kişi de çok öfkelidir.

Victoria İngiltere’sinde vahşi kapitalizmin en tutkulu eleştirmenlerinden biri olan Charles Dickens, bir roman yayımlar: Zor Zamanlar.

Coketown adlı Manchester benzeri bir hayali şehirde geçen roman, Mr. Gradgrind gibi işçilerine kötü davranan kalpsiz kapitalistleri hedef alır. Kitapta maden ocakları ve bacalarda sömürülen küçük çocuklar ve kapitalist zihniyetin doğaya ve insan hayatına tecavüzü anlatılır.

Coketown hakkında Dickens şöyle yazmıştır: “Bu kızıl tuğladan bir şehirdi veya is ve kül izin verse kızıl olacak tuğladan bir şehirdi ama görünen o ki bir vahşinin boyalı yüzü gibi doğal olmayan bir kara ve kızıl bir şehirdi.”

Dickens, üreticileri için korkunç koşullara izin verdiği için kapitalizmin kötü olduğunu iddia etmiştir. Ona göre kapitalist mantığın etkisi altında, başka türlü olsa iyi olacak insanlar, çocukları fabrikalarda çalıştırmayı meşrulaştıracak ve hatta çalışma hayatlarını tamamlamış zavallı insanları açlığa terk edeceklerdir.

1860 – Londra, İngiltere

İngiliz reformcu John Ruskin 1860 yılında Sonuna Kadar adlı kitabını yayımlar. Bu kitap kapitalizmin üreten yanından çok tüketen yanını hedef alır. Dickens gibi Ruskin de insanların sömürülmesine ve doğanın yok edilmesine tepkilidir. Bir sorusu daha vardır: Ne adına?

Ruskin, büyük kapitalist servetlerin insanlara saçma şeyler satarak inşa edildiğine dikkat çeker: biblolar, fantezi plaklar, şapkalar, işlemeli peçeteler, boneler ve oyma büfeler…

“Manchester’in bütün pamuk fabrikalarının ızdırabı narin fırfırlı çok ucuz gömleklere iştahımızdan besleniyor” diyen Ruskin, paranın sadece ahlaklı bir şekilde kazanılmayıp ahlaklı bir şekilde insanların asil ve güzel ihtiyaçlarına da harcanması gerektiğini söylemiştir.

1963 – Berlin, Doğu Almanya

Komünist Doğu Almanya lideri Walter Ulbricht, Neues Ökonomische Sistemi veya NOS olarak bilinen yeni ve iddialı bir plan başlatarak Doğu Almanlar için kapitalizmin iki büyük başarısızlığını çözmeyi amaçlamıştır.

Komünist lider Ulbricht ilk olarak, işçilere iyi hayat şartlarını garanti edecek, devlet okullarının ve tatil kamplarının sayısını arttıracaktı. İkinci olarak, kapitalizmin kot pantolon ve pop müzik gibi serbestliklerine odaklanmayacak; İnsanlara Platon ve Karl Marx’ın eserlerini verecek ve üretim zinciri hakkında heveslendirici televizyon programlarının sunulmasını sağlayacaktı.

1976 – Dresden, Doğu Almaya

Komünizmin ölümcül kusurları, 1976 yılının Ocak ayında büyük bir kahve isyanıyla kendini gösterdi. Doğu Almanlar kahve içmeyi seviyordu ama küresel fiyatlarda ortaya çıkan büyük artış, Doğu Almanya’nın artık yeterince kahve ithal edemeyeceği anlamına geliyordu.

Komünist partinin, politikaları belirleyen en üst karar organı Politbüro, tüm mağaza ve marketlerden kahvenin toplatılmasına karar verdi. Bunun yerine mağaza ve marketlere kahve yerine “Kaffee-Mix” koyuldu. Kaffee-Mix %51 kahve ve %49 hindiba, çavdar ve şeker pancarı gibi dolgu maddeleri içeriyordu.

Dresden’de vuku bulan bu kahve isyanı ya da halk memnuniyetsizliği gizli polislerin de etkisiyle kısa sürede bastırıldı. Ama tabii bu durum, hayatın küçük lükslerini vermekte çok iyi olan kapitalizme istenmeyen bir övgü oldu.

1991 – Hamburg, Doğu Almanya

Kasım 1991’de Almanya’yı iki bölen Berlin Duvarı yıkıldı. Doğu Almanlar duvarı aşıp Hamburg yakınlarındaki EDEKA gibi süpermarketlere koştular. Kapitalizmin üretici kapasitesine ve basit ama önemli şeyleri sağlama yetisine hayret ettiler: kahve, zeytinyağı, parti şapkaları, hazır hamur işleri ve niceleri…

Eski Doğu Alman elitleri, ki insanların felsefe, atletizm, lahana turşusu ve eğitsel televizyon programları ile tatmin olabileceğine inanıyorlardı, iktidardan tamamen uzaklaştırıldılar.

1999 – Seattle, ABD

Endüstriden yasal korumayı kaldırmaya ve pazarı liberalleştirmeye adanmış bir örgüt olan Dünya Ticaret Örgütü görüşmelerin bir sonraki turu için 1999’da ABD’nin Seattle şehrinde toplanmıştı.

Komünizmin çöküşünden bu yana 10 yıl geçmiş ve benzeri görülmemiş bir ekonomik büyüme görülmüştü. Politikacılar iyimser olsa da sokaklarda yüz binlerce anti-kapitalist protestocu kapitalizmin günahlarına son verilmesi çağrısı ile toplanmış durumdaydı.

Protestocuların şikayetleri çarpıcı şekilde geçmiştekilerle benzerdi. Protestoculara göre kapitalizm üreticiye sahip çıkmıyor ve maneviyatı ayaklar altına alıyordu.

Polis kalabalığa gözyaşı gazı attı, 2000 göstericiyi tutuklayıp Ulusal Muhafız Gücü’nü çağırdı. Protesto Dünya’ya kapitalizmin kazananlarının yanı sıra Dickens, İsa ve Ruskin ile aynı görüşü paylaşan öfkeli bir ordunun varlığını da yıllar sonra tekrar gösterdi…

Günümüz

Günümüzde Apple resmen dünyanın en büyük şirketlerinden biri oldu. Şirket için büyük bir başarı hikayesi… Ama kapitalizmle ilgili hikayeler hala sıkıntılı. En son 2015’te Apple tedarik zincirinde yer alan Çinli Foxconn‘un işçilerine acı çektirmesinden ve sömürmesinden dolayı sorumlu tutuldu.

Çok gerekli olmayan ve insanlık için önemli bir amacı bulunmayan bir araç olan Apple iPhone’un son lansmanı ile tekrar sorulmaya başlandı: Neden kendimizi ve gezegenimizi bedeli getirisinden çok büyük şeyler için bitiriyorduk?

Günümüze bakıldığında kabul etmeliyiz ki kapitalizm inanılmaz üretken ancak iki büyük kusuru var. İlk olarak, işçilerin çektikleri sıkıntılar görmezden geliniyor, sürekli dürtülmediği sürece. İkincisi, şirketlerin zenginliği genellikle insanların zorunlu ihtiyaçları olmayan şeyler üzerine inşa ediliyor. Sağlıksız yiyecekler ve kötü televizyon programlarından servetler kazanılıyor…

Baştan sona tekrar şöyle bir baktığımızda kapitalizmin başladığı noktadan çok da uzaklaşmadığını görüyoruz.


Yorum yap

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz