Kitlesel Yok Oluşun İçinden: İş Sektörleri, İnternet ve Yaratıcı Yıkım

66 milyon yıl önce Dünya’ya çarpan bir meteor Dünya’daki hayvan ve bitki nüfusunun üçte ikisinin yok olmasına neden olmasaydı, bugün bu yazıyı okuyamıyor olacaktınız. Bu meteorun en meşhur kurbanı biliyorsunuz ki dinozorlar.

Dinozorların ölümüyle beraber memeliler, gezegenin üstün türü haline geldi. Memeliler o dönemde denize yakın yerlerde ve yerin altındaki çukurlarda yaşadıkları için göktaşının çarpmasının getirdiği yüksek sıcaklıktan etkilenmediler.

O zamanki memeliler çok ufaktı, bu nedenli meteorun yok edemediği sınırlı miktardaki yiyecek onlara fazlasıyla yetti. Yani dinozorlar meteorla beraber yok olmasaydı bile besin azlığından öleceklerdi. Bazen ufak olmak iyidir…

Dünya değişti. Dünya’nın yeni efendileri ufak, her ortama uyum sağlayabilen memeliler oldu. Dinozorlar için kötü olan bir olay, biz memelilerin işine yaradı. Toplu yok oluşlar eğer sizin türünüz yok olmadıysa o kadar kötü bir şey değil.

Bugün de bir toplu yok oluşla karşı karşıyayız. Bu seferki biyolojik değil, iş sektörüyle ve doğal olarak da yatırımlarımızla alakalı. Bu kez yok oluşu getiren meteor internetin ta kendisi.

Yale Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre 1920’lerde S&P 500 şirketlerinin ömrü yaklaşık 67 yıldı. 1958 yılından bu yana bir S&P 500 şirketinin ortalama ömrü 61 yıldan 18 yıla düştü. Bu gidişle bugün S&P 500 listesinde olan şirketlerin yüzde 75’i 2027 yılında o listenin dışına itilecek.

Joseph Schumpeter, yeninin eskiyi yok etmesi olarak tanımlanan “yaratıcı yıkım” kavramının babası olarak kabul edilen bir ekonomist. İnternet, bu yaratıcı yıkımı dehşet hızlara çıkardı.

Gelin 2000 yılına kısa bir yolculuk yapalım. Son yıllarda sıklıkla karşılaştığımız o popüler örneği ele alarak Blockbuster’a ve Netflix’in neden galip geldiğine derinlemesine bir bakalım.

Reed Hastings, 3 yıl önce kurduğu startup şirketi olan Netflix’i Blockbuster’a satmak için Blockbuster yönetim kuruluyla görüşüyor. Hastings’e göre 50 milyon dolar, şirketi için gayet uygun bir rakam.

Plana göre Netflix Blockbuster’ın internetteki yüzü olacak, Blockbuster da mağazalarında Netflix’in reklamını yapacak.

Blockbuster CEO’su John Antioco, bu plana kahkahalarla güldü.

Blockbuster, o dönemde ABD’nin en büyük eğlence tedarikçisiydi. 2000 yılının sonlarına doğru şirket, kazancının sadece yüzde 16’sını açıkladı ve bu yüzde 16 bile 800 milyon dolar değerindeydi. Blockbuster, Netflix karşısında her açıdan öndeydi; paraları vardı, kaliteli elemanları vardı, tecrübeleri vardı.

2004 yılında Blockbuster’ın 60,000 çalışanı, 9,000 mağazası ve 5 milyar dolar piyasa değeri vardı. Fakat bu eğlence devi, 2010 yılının Eylül ayında iflasını açıkladı ve 1 milyar dolar borç ödedi.

1997 yılında kurulan ve hayatına posta yoluyla film ve TV dizisi gönderim servisi olarak başlayan Netflix’in büyüme hikayesi ise bu terazinin diğer ucuna çok güzel oturuyor.

Bugün, Netflix’in birim hisse değeri 321.10 dolar, 5400-6000 kadar çalışanı var ve şirketin piyasa değeri 147.55 milyar dolar. Her ne kadar ikisinin de iş tanımı abonelere eğlence sağlamak olsa da iş modelleri birbirlerinin tam zıttı.

Netflix’in bugün dünya çapında 130 milyondan fazla abonesi var; Blockbuster’ın geçmişteki çalışan sayısının yarısı kadarıyla çok daha fazla müşteriye hizmet sağlıyorlar.

Netflix’in iş modelinde daha az altyapı çalışması gerekiyor ve daha fazla kişiye hizmet sağlayabiliyorlar. Blockbuster ise her mağazası için daha fazla yer, işçi ve sermaye bulmak zorundaydı. Ve büyüdükçe, bu masraflar da büyüyordu. Çözümleri ise lineerdi.

Netflix’te ise bunun tam tersi var; abonelerin yapması gereken tek şey bir Netflix hesabı edinmek. 1 üyelik, hatta 1000 üyelik bile Blockbuster’ın her mağazası için gireceği masrafların hiçbirini gerektirmiyor.  En kötü ihtimalle Netflix’in tek masrafı, şirketin hizmet sağladığı sunucuları genişletmek olur.

Ve Netflix, büyüdükçe büyüyen bir iş modeline sahip. Ne kadar fazla üye, o kadar fazla pazarlık avantajı ve geniş yelpaze demek. Bu da daha da fazla abonenin gelmesi demek. Bu çok verimli bir döngü. Netflix’in ücretleri, Blockbuster’ın fiyatları ile aynı oranda yükselmiyor.

Netflix’in iş modelinin en savunulabilir taraflarından biri de üyelerinin yeni filmlere ulaşımını kesmeden eski filmleri de sağlayabiliyor olması. Blockbuster’ın ise limitli bir raf kapasitesi var; haliyle sunacakları da sınırlı. Aradığınız her şeyi istisnasız bir şekilde Blockbuster’da bulmanız mümkün değil. Diğer yandan Netflix’in neredeyse literal anlamda sınırsız raf kapasitesi var. Netflix, nişler içerisindeki nişleri bile hedefleyebiliyor. Blockbuster ise yalnızca çoğunluğa hitap edecek filmlere ve TV serilerine erişim sunuyor.

Netflix’e bu neredeyse sınırsız çeşit imkanını ve ucuz fiyatları sağlayan şey ise internet. Netflix’in hiçbir zaman pahalı ve sınırlı depo kapasitesine sahip dükkanlar açmasına, o dükkanı işletecek işçiler bulmasına gerek yok.

Blockbuster kaç tane dükkana ve kaç tane çalışana sahip olursa olsun, Netflix hep daha fazlasını sunacak. İnternet, Netflix’e çeşidi artırırken lineer bir müşteri hesabının getireceği masrafları elimine ediyor.

Blockbuster’ın yok oluşuna neden olan şey ne parasızlık, ne de tecrübesizlikti. Blockbuster’ın tek hatası, değişen şartlara ayak uyduramamak oldu. İş modelleri internet ile uyumlu değildi.

Dünya’ya çarpan meteor, nasıl dinozorları yok edip memelilerin refahına zemin hazırladıysa, internet de Netflix gibi ufak, çevik bir iş modeline sahip şirketin refahına zemin hazırladı. Üstelik bu daha başlangıç.

İnternet her şeyi değiştirmeye devam edecek, yüksek olasılıkla da iş modelleri internet ile uyumlu olmayanlar saflarını terk etmek zorunda kalacaklar. Bir yatırımcı olarak bu yaratıcı yıkım faktörüne her zamankinden çok daha fazla dikkat etmenizde fayda var.


Yorum yap

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz